Gecenin kaç rengi var die sorsalar siyahın tüm renklerini sayabilirdim .. Uzunca bi’zaman mesai harcamışlığım var neticede .. Çok zamanlar boğuşmuşluğumuz da .. Dibine varasıya acıtmışlığı da .. Hayli de inancı tazelemişliği de .. Nasıl bi dostu ihmal etmek vardır hani ihtiyacı olduğunda başka zamanda, başka mekanlarda, bambaşka seslere emanetizdir .. Gibi biraz sanki bu da .. geceye ihanet, siyaha ihanet, karanlığa ihanet, kendine ihanet, sadık bi’dosta ihanet .. Af buyur diyerek gönlünü almaya çabalamak da gerek .. Affetmek yüceliğindendir, buyurmazsa gönül kırgınlığındandır ..
- demişken;
Uyursam gece biter, yakalayamam gün doğumlarını diye uzun zamanlar izlediğim manzaraya acı dolu bakıyorum bilmem kaç zaman ardına .. Güç bulamam belki diye çektiğim dizlerim titriyor, üzerine koyuyorum başımı .. Nasıl ağır nasıl fazla bedenime .. Öyle bi yarılıyor sevgili gökyüzü ki; içimin feryadı dile geliyor sanki .. Bu gece kıyametini yaşıyor sanki .. Nefretinin zehr’ini boşaltıyor olsa gerek ya da .. Gittikçe yükselen şiddeti, gürlemeye dönüşüyor aydınlatıyor her bi yanı hiddetinden ve şiddetinden korkuyorum .. Dile geliyor olsa gerek diyorum kendi kendime feryadının dili bu sefer bu olmalı .. Damlaları bile birbirine değmezken yağmurun bu denli şiddetle yere çakılması anlaşılır bi hâl değil .. Sessizce uyumayı deniyorum, yatağın dikenli tarafında yatıyormuşcasına batıyor bedenime her bi noktası .. Soğuk tarafı olması da cabası ..
_____________________________________________
Bi’hayli zamandır da yastığa başı koyup uyuma hasreti çekerken; geceden, yağmurdan, karanlıktan kaçarcasına uykunun kollarına teslim etmişim tedirgin ruhumu ..
bu gece; anlatsam herkes anlayacak diye uzun uzun susmaları seçiyorum .. Bıraktığım yaşta, sokaklarında bıraktığım çocuğun başını okşuyorum sanki .. Üzülme diye sarılasım geliyor, geçmeyecek dediğin herşey geçti bak diye elinden tutup çekip kurtarasım geliyor buralardan .. Sahi hangi köşe başından dönülüyordu, kaç sokak vardı toplamında bu şehr’in, kimlerin sureti vardı geçmişte kalan, kaç metrekarelik bir alan kaplıyordu haritalarda da ömrümün kaç metrekaresine sahipti ?.. Anlamsız sorular, ruh karmaşası, kaçıp gitmek isterken takılı kalmak gibi kendine has özellikleri vardı oysa buraların ..
Adını hatrlayamadığım, bi duvarda en son gördüğüm yazıya takılı kaldım biraz ..
“ ömrün kaç mevsimi var ?.. “
tıpkı;
sokağın bittiği yerde rastgeldiğim satrlar gibiydi hâlim .. Sesimle buluştu istemsiz sonra cümleler ve oy birliğiyle de öyle olduğu kabul gördü .. ve bi miktar da üzdü ..
diyordu ki ;
“ sevgi haketmeyenlerin hakkıdır, hakedenler şimdi bi çocuk gibi küs .. “
Bi’zaman edilememiş veda’nın hürmetine bu gece dökülenler .. Sandık lekesi olmuş anıları o sandıktan çıkarmak artık ne mümkün .. Bize anca vedalar yaraşır bunca zaman sonra ve bi’gün tercih edildiğimin bıraktığı acısıyı silemeyecek kadar yorgundum, küs çocuk yanım kırgın kaldı ..
ey Şems’ .. bi zaman demiştik ..
Ey Şems' talibim dediğin yüreğime, talibim ben de .. yalnızlığımı adayacağım sana dedin .. Yalnızlığımla, tek başınalığımla geldim .. Kimsesizlikle de olabilir .. Öyle de olduğunu bilerek .. Kalabalıklar içinde ki yalnızlığına ortak olmaya .. Kalabalıklar içindeki yalnızlığıma ortak olman için .. Bir sır var arada ne bilmiyorum, bizi batıracak olan da çıkaracak olan da o .. Dökme yüzünü, karartma içini .. İyi ol ki iyi olayım ..
oysa rivayet odur ki; Mevlana hep bekleyendir ..
demiştin;
“ Belki de öyle olmam gerek yapayalnızlık kendine getirir bu yüzden şems mevlanayı bırakırmış kendine ve sessizce kaybolurmuş aşkın ateşinde kavrulsun diye .. “
sessizce ..
ey Şems’ ..
çok şeyler biriktirmiştim yokluğunda .. bi’gün çıkıp gelmenin provasını bile yapmıştım .. ne derim die defalarca kendimle iç savaş vermişliğim var .. hiçbir elem gibi hiçbir mutluluk da ebedi değildi idrâk edememiştin .. bi’gün yalnız kaldığında gidecek bi’kapım vardı orayı yıktım dersin günü geldiğinde demiştim o gün .. Ne olursan ol yine gel’di düstur .. yüreğim kabullenemedi, içim kaldıramadı .. bi’zaman birine tercih edilmiştim ve şimdi bıraktığı yarayı iyileştirmek bana düşmesindi bu sefer .. çok kırılıp, dağılmıştım o zaman’lar ve çünkü bi’daha kimseye sustuğun gün kadar ihtiyacım olmamıştı .. Canımın yandığı da oldu, üzüldüğüm de, mutlu olduğum da, kirpiğimin ucunda yaş’ım da dondu, bi sabaha uyandığımda herşeyimi kaybedip, herşeye yeniden başladığımda .. çok zaman geçti, çok sular aktı o köprü altından .. çok yaralar kabuk bağladı .. sen kadar başka kalpler de aradım o sıcaklığı, kimsenin olmadığı yerde o var derken, olmadığın gerçeği çarptı bi’gün yüzüme, o rüyadan uyandım ..
ben senle, senin gibi, sen kadar güçlü bağlar kurduğum herşeyden vazgeçtim, vazgeçiyorum .. Kendime, sevgime, ilgime yeniliyorum belki .. sen’le birlikte kapatıyorum muhabbetgâhı .. Mevlana’n yanıp kavrulsun, yavaş yavaş pişsin .. Demişsin ki; sevgi, kızgınlık, mutluluk kadar da gereklidir vedalar’ı dile dökmek die .. bir mektuba sığdırmamı da istemişsin .. Tut yüreğinin ortasına koy Şems’ .. Elin kalbine gittikçe varlığını hissettiğin ben dua’n duamdır, acı’n acımdır dediğim de sabitim ancak .. verilmiş tüm sözler hatr’ına, tutamadığımız sözler acı’sına, yoksayılan hayaller namına imtihanız bu aleme ..
Herşey çok güzel olmayacak Şems' lâkin bugünden güzel olacak bi’şeyler inan .. Kendine yenilme, pes etme asla bi mucize’yi yaşadığımızı hiç unutma .. bi’gün bi yerlerde buluşana dek, hoş bak zâtı’na ..
el-vedâ ..
GECE NÖBETİNDEN MEKTUPLAR ..
27Ocak’19 .. 02:44 ..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder