- sokak lambalarının ışıdığı saatlerin koynunda, uzanmış boylu boyunca yatan gölgeler, bi yanı umut dolu fesleğenler, daldığın yerde boğulduğun saatler .. kimsin sen bu kainatta, nedir kapladığın ölçü, ağırlığı nedir bedenin, bastığı hangi topraktır, yoksayıldığın kaç fedakarlık ve köşe başını döndüğünde karşına çıkan hangi düşman serseri mayın .. kaç vazgeçmişlik sığdırdın ömr’e ve dâhi kaç mutluluk, hangi matematiğin sonucu karşılar gözlerindeki hüznü .. ne bölünebildin, ne toplanabildin, ne çok eksildin, ne çarpabildin en sert kayaya .. bir yan’ın var’la yok arası, bir yan’ın fazla yakınlığın getirmiş olduğu uzaklıkta .. kaç kilometreler arşınladın günler boyu, gidebildiğin en uzak mesafe iki sokak ardı .. sıyrıl telaşlarından, heyecanını koy avuçların arasına, durma durursan ölürsün dediğin günlerin hatrı’ına umudu yerleştir kalbinin orta yerine .. karanlığın sonu vardığında bir mezarlığa, kaç mezar arası dolaştın hiç hatrlar mısın, en nihayetinde ereceğin kaç mermer parçasına dokundun, senden önce de vardılar, senden sonra da olacakların olduğu gibi ne zindanlarına hapsoldun geçmişin .. kaç pabuç eskitmişcesüne kaç geçmiş eskittin .. hangi sorularına cevapsız kaldın, hangi aramalarında kayboldun kendine, kimler uğruna kendinden nelerden vazgeçtin, her mutluluğun kaç acı etti, kendine ettiğin tüm kötülükleri topladığında kaç kişiye zararın dokundu .. bu defa son olduğunu bildiğin hikayenin, sınırlarını neden zorlamaktasın diyen iç sesine küssün ..
- kaldı başım ellerim arası, dizlerimdeki yaraların izleri, kirpiğe takılmış gözyaşları .. ne diyordu ya; ne kadar ait değilsen de, o kadar mecbursun dört duvara .. firar edemiyorsun, mıhlanamıyorsun, unutamıyorsun, kabullenemiyorsun ve elbet yaşıyorsun köşesinden kenarından .. hani pencere kenarı çiçeği gibisin diyenin, söylenmemiş türküsü olan gözlerin boşluğunda .. uçurumun kenarındasın adeta .. varlık’la yokluk arasında medcezirler .. kalbinin evi neresi, evi’n neresi, kalbi’n neresi ?.. acı’nın tarifi hangi dilde ?..
- sahi küstüğün kalemin kelâm’a sarılması nedendir ?.. çıkmıyor sesi artık kelimelerin, damlamıyor yüreğinden kanlar, bürünmüyor haline, nasılsan öyle olduğu günlerin hatr’ına; sual ediyorlar hâlin nicedir, öldüm diyorum dildâr kimse anlamıyor denirken adına, hangi coğrafyanın kaderini yaşamaktaydın ?.. bunca mıydı bunca kötülük, onca mıydı onca insafsızlık, yokça mıydı yoksa hiç olmadığınca .. ben hancıyım sen yolcu diyenin sözüne boyun eğmek miydi ?.. kaç saatlerdir uyku görmedi gözlerin, kaç günler lokmalar değmedi kursağına, acısı yapışan yerden mi kesiliyor nefesin ?.. neydi bunca kederin ortasına seni iten, engin denizlerin ortasında kalakaldıran, gökyüzünün mavisini griye çeviren, sesine fırtınalar yapıştıran dallarından ayrılan ağaçlar gibi ..
- hangi günaha kefaret yazıldı yazgın ?..
nerde unutuldu çocukluğun, nerde vazgeçtin hayallerinden, nerde tutundun hayrlı’sına .. şimdi ağla hıçkırıklara boğularak kederine, hiddeti, haddini aşmış cesurluğuna inat dur artık!.. iki kelam eyle söylenmiş verilmiş tüm sözler hatr’ına .. yol senindir, yolcu sen diyebilmenin asaletiyle eğil kederinin önünde .. tüm yapraklar senin, tüm yaşlar gözünde, kalbinin ağrısı sarsın tüm bedeni, nedeni olmamışlığın sonucunda yoksun elbet; ondandır patikalar sana düz, engellerin taşken buz, varlığın yokken kaplar içeri, devrikliğinin karşısında saygı, acının büyüklüğü yanında nedir arzu, karmaşıklığının çözümü dur !..
- kaldığın yerden bismillah .. her doğan güneşe, her karanlığın aydınlığa çıkacağına inançla .. ne yangınlardan, ne yağmurlardan, ne yıkıntıların enkazlarından çıktığın ruhun depremlerinden, ne gelgitlerinden hayatının, ne vurduğun kıyılarında .. şimdi tüm kötülüklerini bağladığın kalbinin, ruhunun temizlenmesi duasıyla ..
ne diyordu Şems;
Arza hacet yok, halim sana ayandır. Dile gerek yok, sessizliğim sana beyandır. Söze lüzum yok, susuşum sana kelamdır. Kelama ihtiyaç yok, aşk sana figandır.
sus ve izle artık ..
her halin anlayanı Yaradan’dır .. kalb’e ağır gelenin, ruhuna gelecek elbet şifâ’dır ..
GECE NÖBETİNDEN MEKTUPLAR ..
25Ağustos’23 .. 01:37 ..
ne kaktüsler kucakladık ne kaktüsler kucakladık da, onu kucaklamak için elimizden bikenara bıraktığımız körpelere kıyamadık!.
YanıtlaSil(ben kıydım!. henüz hayattan daha güzel bir şey yokken sevdiklerimi öldürmeyi, bir ömür diri diri toprağa gömülmeyi seçtim!. üstelik, "ölüm hariç, bir şeyi ciddiye almak zorunda değiliz!" diyen şairleri duya duya, bile bile, öle öle!.)
..
‘kalbe dair cümle kurmaktan yoruldum!’ diye seslendi içimdeki ses, bana.. geceydi.. dedim, ne oldu, nen var?!. o vakit, gözlerinde yaşlarla, artık çoktan unutmuş olduğum, irili ufaklı onlarca hatırayı sessizce anlatmaya başladı: ‘neler kalmış çocukluğunun ve ilk gençliğinin patika yollarında?!. ah be adam, patika diyorum, zira sen hiç şose yoldan yürümedin; ille uzun ve yaşlı meşe ağaçlarının, çitlembiklerin, gülibrişimlerin arasında belli belirsiz patikalardan gittin, gittiğin zaman.. içindeki ağlamaklı ses, ölüme olan marazi alâkanın, koynunda yattığın yıllarda minicik ellerini ellerinin arasına alıp göğsüne bastıran çilekeş anacığının, kulağını ağzına yaklaştırıp hâlâ nefes alıyor olup olmadığını kontrol ettiği ürpertili dakikalardan kalma olduğunu söyledi.. sonrasında; büyüyüp, beslediğin minik sakanın balkona kaçıp, orada camlara çarpa çarpa can verdiğinde katmerlendiğini, ennihayet, bir zamanlar dostun olan, ismi artık giderek soluklaşan bir mineye benzeyen bir adam uzak kaçak yaban gurbetlerde açlıktan ve kimsesizlikten teslim-i ruh edecek diye gece yarıları titreyerek uyandığın demlerde perçinlendiğini anlattı..
ölümün var olduğu yerde, aşk da mutlak vardır; her yok oluş, bir varoluşa tutunma isteği hâttâ ihtirası yaratır çünkü ruhta.. baktın, aşk mor örtüler altında sıtmalı ateşler içinde titriyor, onu kucaklamaya hevesli kollarında derman bulamadın, ne tabip bildin ona şifâ verecek, ne mezarını kazabildin acını erteleyip; uzaktan bak biraz aşka.. hem uzaklık eşyâyı daha güzel gösterir.. hani dağlara da uzaktan bakılırdı ya, heybetini anlamak için..
..
yazdırmak yazmaktan büyük mârifet!. eyvallah!.